Eğitim dünyasında ve veliler arasında uzun süredir gündemde olan “erken ders başı” uygulamasında sona geliniyor. Öğrencilerin gelişim süreçlerini ve akademik verimliliğini merkeze alan yeni düzenleme çalışmaları kapsamında, okul başlangıç saatlerinin ileriye alınması planlanıyor; hedef ise daha sağlıklı ve başarılı bir nesil yetiştirmek.
Eğitim sisteminin en temel tartışma konularından biri olan okul başlangıç saatleri, bilimsel verilerin ışığında yeniden şekilleniyor. Yıllardır süregelen “karanlıkta okula gitme” şikayetleri ve ilk derslerdeki verimsizlik sorunu, yetkilileri harekete geçirdi. Yapılan son çalışmalar ve uzman raporları doğrultusunda, sabahın çok erken saatlerinde başlayan ders maratonunun, çocukların biyolojik saatiyle uyumsuz olduğu ve bu durumun hem fiziksel sağlığı hem de akademik başarıyı olumsuz etkilediği görüşü ağırlık kazandı.
Mevcut sistemde sabah 07.00 veya 08.00 sularında derse başlayan bir öğrenci, biyolojik olarak hâlâ “gece uykusu” modundayken karmaşık matematik problemlerini çözmeye veya dil bilgisi kurallarını öğrenmeye zorlanıyor. Nörobilim uzmanları, beynin tam kapasiteyle öğrenmeye hazır hale gelmesinin sabah 09.30 ile 10.00 saatlerini bulduğunu belirtiyor. Bu saatten önce yapılan derslerde dikkat dağınıklığı, odaklanma sorunu ve “zihinsel sis” denilen durumun yaşanması kaçınılmaz hale geliyor.
Yeni düzenlemenin temelinde pedagojik kaygıların yanı sıra somut tıbbi veriler yatıyor. İnsan vücudunun biyolojik saati olarak bilinen “sirkadiyen ritim”, özellikle ergenlik çağındaki çocuklarda yetişkinlerden farklı işliyor. Uyku hormonu olarak bilinen melatoninin salgılanması, ergenlerde gece daha geç saatlerde başlıyor ve sabahın ilerleyen saatlerine kadar devam ediyor.
Öğrenciler ve eğitimciler bu kararı büyük bir sevinçle karşılarken, çalışan ebeveynler tarafında bazı soru işaretleri mevcut. Okul saatlerinin 09.00 veya 09.30’a çekilmesi durumunda, mesai saati 08.00 veya 08.30’da başlayan velilerin çocuklarını okula nasıl bırakacağı konusu, çözüm bekleyen en büyük lojistik engel olarak öne çıkıyor.
Yetkililer bu konuda kademeli bir geçiş ve destekleyici yan uygulamalar üzerinde duruyor. Masadaki formüllerden biri, okullarda “sabah etüdü” veya “kahvaltı kulübü” gibi uygulamaların başlatılması. Buna göre, işe erken gitmek zorunda olan veliler çocuklarını yine erken saatte okula bırakabilecek; ancak çocuklar bu süreyi ders işleyerek değil, akranlarıyla sosyalleşerek, kitap okuyarak veya kahvaltı yaparak geçirecek. Böylece hem velilerin iş düzeni aksamayacak hem de çocuklar derse uykulu gözlerle başlamamış olacak.
Bir diğer tartışma konusu ise trafik yoğunluğu. Servis saatlerinin, genel iş trafiği saatleriyle çakışması veya ayrışması durumunun büyük şehirlerdeki trafik yükünü nasıl etkileyeceği üzerine ulaşım koordinasyon merkezleriyle ortak çalışmalar yürütülüyor.

Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Dr. Hakan Erdem, planlanan değişikliğin hayati önem taşıdığını vurguluyor. Dr. Erdem, konunun sadece “uyku saati” olarak basite indirgenmemesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:
“Ergenlik dönemindeki bir çocuğun beyni, gece 23.00’ten önce uykuya dalmakta zorlanır. Bu biyolojik bir süreçtir, bir disiplin sorunu değildir. Biz bu çocukları sabah 06.30’da kaldırdığımızda, beyin gelişimleri için kritik olan REM uykusu evresini kesiyoruz. Kronik uyku yoksunluğu; anksiyete, depresyon, obezite ve hatta madde kullanım riskini artırıyor. Okul saatlerinin çocukların biyolojisine uygun hale getirilmesi, bir lüks değil, gelişimsel bir zorunluluktur.”
Dünya genelinde yapılan pilot uygulamalar, okul saatinin sadece bir saat ileri alınmasının bile çarpıcı sonuçlar doğurduğunu gösteriyor. Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’de yürütülen çeşitli araştırmalara göre, okul başlangıç saatinin 08.30 ve sonrasına çekildiği okullarda, öğrencilerin matematik ve fen bilimleri notlarında belirgin bir artış gözlemlendi.
Sadece not ortalamaları değil, okula devam oranları da bu değişimden olumlu etkileniyor. Uykusunu tam alamayan öğrencilerin okula gitmekte isteksiz olduğu, geç kalma oranlarının arttığı ve devamsızlığın kronikleştiği biliniyor. Saatin ileri alınmasıyla birlikte öğrencilerin okula daha dinç geldiği, derse katılımın arttığı ve sınıf içi iletişimin güçlendiği rapor ediliyor.

Finlandiya, Estonya ve Singapur gibi eğitimde marka haline gelmiş ülkeler, esnek ve geç başlayan okul saatlerini uzun süredir uyguluyor. Bu ülkelerdeki eğitim modelleri incelendiğinde, “daha az ders saati, daha çok uyku ve daha çok oyun” prensibinin akademik başarıyı düşürmediği, aksine artırdığı görülüyor.
Türkiye’de de bu sistemin hayata geçmesiyle birlikte, öğrencilerin sadece akademik olarak değil, sosyal ve psikolojik olarak da rahatlaması bekleniyor. Okuldan eve dönüş saatlerinin sarkmaması için ise müfredatın sadeleştirilmesi ve teneffüs sürelerinin optimize edilmesi gibi yan düzenlemeler de gündemde.
Uzmanların konu hakkında işaret ettiği yolu tek cümleyle özetleyecek olursak: Mutlu ve başarılı bir öğrenci için, güne güneşle birlikte ve uykusunu almış olarak başlamak şart.
Kaynak: Haber Merkezi
Yayınlanma Tarihi: 03 Aralık 2025 – 21:25
GÜNCEL
15 Haziran 2026Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.